"Bunun ilahi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti."
Olağanüstü dünyaların, olağan şüphelisi İhsan Oktay Anar. Karşımıza yine efsanevi bir hikayeyle çıkıyor. Üstelik Puslu Kıtalar Atlasında tecrübe edip, çok sevdiğimiz o malum diliyle...
Üç direkli, iki güverteli, 58 toplu bir kalyon Amat. Meşeden imal. Meşeden gemi mi olurmuş diyenlere inat görkemli bir gemi. Her tahtasında mürettebatından birinin adının yazdığı, esrarengiz bir gemi... Esrarengiz yabancıyla, esrarengiz bir yolculuğa çıkan, esrarengiz bir gemi...
Anar kitaplarına aşinaysanız bu tanımlamalar size anlamlı gelecektir. Çünkü Anar yine olmazı olduran bir kitapla karşımızda.
Hikayemiz 1600'ler Dersaadetinde başlıyor. Anar bizi yine sokak sokak o günün dünyasına sokuyor. Osmanlı Türkçesinin çokta bilinmeyen bir kısmını, o günün sokak ağzını ustaca kullanıyor. Argo ifadeler, sunturlu küfürler, akla hayale gelmez girizgahlar bir anda etrafınızı çevreliyor. Öyle ki gözlerinizi kapayıp açtığınızda ya bezirganla kalyonun erzak sayımını yapıyor, ya baskın yapan Venediklilere karşı Kırbaç Süleyman'a sırt veriyor, ya da Kul Rızayla Nuh babadan remil falları dinliyorsunuz.
Ayrıca kitaba mükemmel bir şekilde yerleştirilen denizcilik terimlerini de unutmayalım. O kadar etkili kullanılmış ki bir yerden sonra verilen her emre siz de tayfayla birlikte koşuyorsunuz. Denizcileri de bu terimler kadar seviyorsunuz hatta. Diyavol Paşayı, Ali Reisi, Kırbaç Süleyman'ı hatta Eşek İsrafili bile okumak çok keyifliydi.
Bütün İhsan Oktay Anar kitaplarında olduğu gibi, hikayenin gerçek olmamasına rağmen ya olmuşsa dedirten bir doğallığı vardı. Anar simgeler kullanmayı seven bir yazar. Bu kitabında da çoğu şey simgesel anlatılıyor. Mesela Eşek İsrafilin kimsenin çalamadığı boruyu çalabilen tek kişi olması çok etkileyiciydi. Hikaye içinde hikaye okuyoruz, bir olan, bir de derinlere gömülen, zaman zaman baş gösteren var.
Yazar bize öyle bir gemi sunuyor ki, içinde ki herkes günahkar. Her bir günahkarın adı da geminin tahtalarına yazılı. Öyle bir yolculuğa çıkarıyor ki, gidilecek yeri bilen sadece tek kişi var. Resmen Anar bize "Karayip Korsanları da neymiş, bizim Amat'ımız dururken." diyor.
Gerçekten de derin felsefik yönleri olan olay örgüleri bizi ele geçirince normal dünyaya kolay kolay dönemiyoruz. İşin en güzel tarafıysa, mürettebatla birlikte gizemli bir yolculuğa çıkan siz, yine mürettebattın bildiğinden fazlasını kitabın sonuna kadar öğrenemiyorsunuz. İlmek ilmek işlenen neden-sonuçlar sizi şaşkınlık içinde bırakacak sona ulaştırıyor.
Yazarın dördüncü kitabı olan Amat, İhsan Oktay Anar'ın artık kendi tarzını kabul ettirdiği kitaplarından. Uzun uzun cümleleriyle başımızı döndüren Anar yani nam-ı değer Uzun İhsan Efendi, faal bir olaylar zinciriyle tempoyu hiç düşürmüyor.
Yoğun kullanılan denizcilik terimlerini başlangıçta garipsesenizde, sonrasında rahat anlıyorsunuz. Tüm karakterlerin detaylı bir şekilde tanıtılıyor olması da hikayenin içine girmeyi kolaylaştırıyor. Derinlere gizlediği hikaye ise zaten " vay be" dedirtiyor.
Kalemini çok sevdiğim Anar, kendine has tarzını hiç bozmadan kitap yazabilen nadir yazarlardan. Sadece bir kitabını okumanız, onun felsefesini anlamanız için yeterli. Efrasiyab'ın Hikayeleri'nden sonra en beğendiğim kitabı Amat'tır. Aksiyonu hiç düşmeyen hikayenin içinde kayboluyorsunuz. Kendinizi bulduğunuzda ise artık başta kaybettiğiniz siz olmuyorsunuz. Mutlaka okunması ve anlaşılması gereken bir kitap Amat...
Keyifli okumalar
Ayşenur Aksu
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...