Acının en Ağır Hâli...
Aldığı bir haberle insanın içine acının en tarifsiz hâli düşer mi..!
Aklını esir alan bir düğümün boğazına takıldığı gün boyunca kendini anlatamadığının farkında olduğunda sonsuz bir diyarın yolculuğuna çıkmış gül bahçesine bir fidan olan hayatının rehberini yitirmiş olduğunu kabullenemiyorsun.
Sonra sırayla aklına geliyor yaptıkların ve yapmadıkların… Yine bir yaz mevsimiydi tanıdığımda daha küçücük bir çocuk… Vefasız insanoğlunun her zaman kendine yakışanı yapıp en olmaz yerde bırakıp gittiğini hatırlayınca daha da körükleniyor acısı.
Yaklaşık on altı yıl önce bu günlerde aklıma düşmüştü. Yola çıkıp gitmiştim yanına. 22 Temmuz 2007 bir ikindi namazı… Koskoca 16 yıl geçmiş aradan. İkindi namazında bulduğumu yine ikindi namazında ve yine bir temmuz ayında kaybediyorum…
Ruhumun şifası olarak gördüğüm, rehberim dediğim insandı, huzuruna gidince sanki dünyada hiçbir zorluk yokmuş hissine kapılıp yanından ayrılınca da dünyanın en ağır hüznüne bürünen özleyen yüreğimi bir daha yapılacak ziyaretin vereceği mutlulukla teselli ediyordum.
Sahi insan benliğine dokunan insanı kaybettiğini fark edince nasıl bir acıya bürünüyor! Ben herhangi bir tanımlama getiremedim… Ağır basıyor, sanki yeryüzündeki tüm bulutların yükü kirpiklerime inmiş de bırakırsam sele kapılıp gidecek gibiyim… Uzağındayken bir gün gideceğin ihtimalini düşünerek yaşıyorsun, bir gün diyorsun ilk fırsatta gideceğim diyorsun. Ve bir gün bunun imkânsız olduğu an gelince beyni zonkluyor kalbi duruyor sanki… Tüm başlangıçlarım onunla olsun diyorsun ve bir gün geliyor hayatın bir yanı bomboş kalıyor…
Günlerce üst üste rüyada gördüğüme mi yanayım yoksa kaç defa çağırınca en kısa zamanda geleceğim deme mi!
Şimdi ya, ne yapacağım, acının en ağır yanı tarifi zor bir hüznün kelimelere dökülemeyen acısı kirpiklerimize ağır gelen yükle birlikte yakıyor yüreğimizi…
Çaresizlik sarmalında ne yana gideceğini bilemeyecek halde nefes almaya çalışıyorsun hal bilmez insanlar arasında sahte gülücükler saçarak etrafına…
Gidişinin verdiği acıyı tarif etmek istiyorum insanlara, suskunluğumun durgunluğumun sebebini ama hangi kelimeyle anlatacağımı şaşırmış durumdayım. Hangi harfi nereye koyacağımı bilemez halde hangi kelimeyi yazsam da yeri dolmayacak bir acının tarifi var senin gülüşüne hasret bu yüreğimde…
Sen gül bahçesinde gülün kendisiyle gül dermeye giderken hasretini kalbimize bırakan Rabbim sabrını da verecektir. Aldığımız her nefesin kalbimize diken diye battığı bu günün her saniyesinde acımıza dağlar kadar yük binmişçe tazelenip duruyor…
Kabullenmek istemeyen yüreğimin yokluğunun ve gidişinin farkına vardığı şu anların acısının zaman içinde hafifleyeceğini bilsem de özlemin amansız şekilde kalbimi, yüreğimi ve bedenimi kavurduğunu iletmek isterim sana Rehberim, mürşidim, kalbime sakinliği gülüşüyle telkin eden Üstadım…
Uğurlar olsun…
Sen gittin ve anlamsızlaştı dünya…
Yazar Uymaz
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...