Beklediğim...

Beklediğim...

İlk baharın ayak sesleriydi bu güneşli hava, çiçek veren erik ağaçları ve sarı papatyalar… kuşların doyasıya uçtuğu, böceklerin artık toprak altından çıktığı ve kuzuların meleştiği vakitler bunlar. Herkes her şeye rağmen dışarıya akın etmiş, el ele yürüyüp nefes almanın tadına varmak için birlikte vakit geçiriyor. 
En olunmaz bir zamanın orta yerinde yalnızlığın tadına vardık, filizlenmiş buğdayın karakışa yakalanması gibi. Ya da doluya tutulan erik ağaçlarının meyve verecek dalları misali. Her şey anlatılabilirdi mutluluğa ve mutsuzluğa dair. Anlamlı ya da anlamsız şekilde bir çok şey konuşulabilirdi. Konuşulmalı da fakat yüreğimin bunların ne kadarıyla ilgilendiği meçhul…


Malum olan tek şey ise bu ilkbaharın habercisi olan nergislerin mis kokusun yaydığı, sarı ve mor kır çiçeklerinin açtığı, papatyaların gelinciklerle dans ettiği bu muhteşem uyuma bizim dahil olmayışımız. Yüreğim bunun acısını yaşamaktadır. Sensiz ve senden uzakta, tüm bu güzellikler olurken gözlerine bakmanın heyecanını yaşamadan kuruyup gidecek olan papatyalara üzülür yüreğim. Gelincikler, yanakların gibi al al rüzgarla birlikte süzülürken, gözlerinin güzelliğinde yakalayamadığım o huzurun varlığından habersiz geçen bir bahar olmasıyla ilgileniyorum. 
Beklerken bu güzel ve rengarenk günleri, kışın zemheri ayazında ısıttığın yüreğimin ilk baharın şu sıcaklığında üşümesine yanarım. Yanarım, seninle elele gezmemiz gereken şu kırlarda olmayıp varlıkla yokluk arasında dönüp dolaştığım şu bahçemin duvarları arasına sıkışıp kaldım. Küçük ve dar olduğundan değil, sensiz ve senden uzakta olduğumdandır. Zira dünyanın dar geldiği şu vakitlerde gözlerinden uzakta olmanın verdiği kederle yok olup gidecek nergislerin ve çiğdemlerin güzelliğinden bir şey anlamamaktı yüreğimin anladığı. 


Gördüğüm her kır çiçeğinde, her çiğdemde, her papatyada ve nergiste kokun ve gülüşün… gülüşün, karakışı yaza çeviren o vazgeçemediğim kısık kahkahaların… utangaç bakışların, masumca seslenişlerin ve sen… Baharı yaşatan her şeyin gülüşünde saklı olduğundan habersiz bir şekilde nefes alıp verdiğim şu topraklar sensiz güzelleşemeyecek. Güzelleşemez de zira baharı getiren gülüşlerin vardı, baktığın o masumiyet dolu anlarda. 
Bir sen bir de nergis, ikinizin de birbirinize anlam yüklediği dünyada kır çiçeklerinin kıskandığı gülüşüne hapsoldum. Karlı dağların ardında açan bir kardelen, her şeye güzellik katan bembeyaz kar gibi olan seslenişin, tüm cümlelere anlam yükleyen kelimeler gibi olan varlığın misali…
Bir hayal gibi, rüya gibi gerçek olmasını istediğim şeyler var bir daha olmayacağından haberdar olduğum…


Kır çiçeklerinin güzelliğiyle kaplanan bir vadide ellerini tutarak koşmak gibi. Kızımıza seslenirken heyecanlandığımız anda kalbimizin yerinden çıkacakmışçasına attığını hissedecek kadar yakın, hiç ölmeyecek güzellikte yaşamak, her daim mutlu olacak kadar gülmek…
Sebebi sen olan mutluluğumun her daim yaşaması için varlığına ihtiyaç duymaktayım, yeşermek için bekleyen kır çiçeklerinin yağmura duyduğu ihtiyaç kadar…
Nergisle papatyanın bir buket şeklinde etrafında kır çiçeklerinin olduğu bir hayattır beklediğim şu bahardan…

Yazar Uymaz

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ