Edebiyatın Kaçakçıları

Edebiyatın Kaçakçıları

Şiir ne düşüncenin ne duygunun nesnesidir. Şiir hayatı tanımlama, anlama ve hissetme felsefesinin yüreklere ve zihinlere damlamasıdır. Şiir bir var oluş haykırmasıdır çünkü şiir bir dertlinin kaleminde hayat bulur. Bu buluş kendi kanalını oluşturur. Şiir başıboşluğu ve anlamsızlığı kabullenmez. Yolunu kaybeden şiir artık düzyazının anlamsızlığın karanlığında kaybolur. Sesi kısılır. Sesi olmayan sözün şiirde yeri yoktur. Şiir varlığını karanlıktan aydınlığa yol alışıyla ispatlar. Işıktan karanlığa giden adı şiir olan yanılsamalardır. Elbette şiir yol gösterici değildir. Görevi de değildir.

Şiir bir anın canlanışıdır. An hayatın kendisidir. Anı dile getiren şiir insanda kendisini bulur. An ne dün ne bugün ne de parçalanmış ve karartılmış zamandır. An insanın bütün parçaların birleşimidir. İşte şiir bunlara özgün dili ve özgün duruşuyla yazana ve okuyana yeniden doğuşu müjdeler.

Şiirin malzemesi tarih, mitoloji, felsefe, sosyokültürel gibi insanı var eden her şeydir. Ondadır şiir öznedir. Şiir bunları harmanlayarak okuyucusuyla buluşur. Bundadır ki şiir bir birikimin, tecrübenin süzgeçten geçmesidir. Bu süzgeç hem düşüncenin hem dilin mihengidir. Gereksiz olanı şiirden uzak tutar ki şiirin kıvamı oluşabilsin. Gereksiz olan şiirin dikenleridir ve şiirin tadını bozduğu gibi kalıcılığı ve etkisi kaybettirir…

Şiir sözcükleri bir araya getirmek değildir. Her satır bir dizenin ruhunu taşımaz. Her dörtlük şiirin etkisini verip derinliklere taşımaz. Şiir bir emek ve özverinin birleşimidir. Masa başında kısa zaman diliminde aklına geleni sözcüklerle yan yana getirenler bir yanılgı içindedir ve şiire ihanet edenlerdir. Bu kandırmacıya zaman en acımasız bir şekilde elindeki usturayla sözde şiirleri şairleri paramparça eder. Geriye kirlenmiş sayfalar kalır…

Herkesin şiir yazdığı ama şiir okumadığı bir dönemin sözde şairleri egolarının esiri olmuş ve cellâtlığa soyunmuşlardır. Önüne gelene deli danalar gibi saldıran sözde şairler en iyileri olduğunu ispat etmek adına girdikleri bataklığa giderek gömüldüklerini bile farkında değillerdir. Şiirle alakası olmayan bir iki yakaların alkışlarıyla kendilerini şair azam bile ilan etme cesaretini göstermektedirler. Hâlbuki şiirlerinin ne bir özgünlüğü ne bir yaratıcılığı vardır. Sözcük çöplüğüne döndürdükleri dizeleri kan ağlamakta. Anlamsızlık girdabına kapılan dizeler şiir adına çığlıkları gök kubbeyi inlettirmektedir. Şiir intikamını bu kapkara cellâtlarından intikamını -bu sözde şairleri- itibarsızlaştırarak almaktadır.

Edebiyatın en naif ve en deruni türü olan şiir düzyazıya göre yazımı en zoru olmasına rağmen nedense en çok yazmaya teşebbüs edilenine dönüşmüştür. Hayal dünyasının sınırlarını aşamayan sözde şairler kurmaca ve yaratıcılık yönü ağır basan roman, hikâyeden kaçarak sözcükleri alt alta dizmeyi daha kolay bulmaktadırlar. Tabii daha önceki şairlerin özgün mısralarının üzerinden oynayarak kendilerine mal ettikleri gecekondu şiirlerini anlatmaya gerek yoktur. Bu emek hırsızları utanmadan ortalıklarda başkasına ait sözleri kendilerininmiş gibi gezinmeyi marifet saymakta ve yüzleri kızarmamaktadır. Sonra ortalıkta şair/yazarım gezinen edebiyatın kaçakçıkarı itibar görmediklerinden yakınırlar. İlgisizlikten timsah gözyaşı dökerler. Herkesin gördüğü gerçeği kabullenmezler ve alıştıkları kaçakçılık işine devam ederler. Sanırım bu kaçakçılara verilecek en büyük ceza görmemezlikten gelmeye devam etmektir.

Kaçakçı şairlerle emektar şairlerin ayırt edildiği ve herkesin hakkının verildiği bir şiir dünyasına olan özlemin bitmesi dileğiyle…

Osman Tatlı

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ