Umut...
Acının tarifini yapmak diye bir kavram olsaydı muhtemelen sevdiğinden ayrı kalınan, konuşamadığı ve kendisinden haber alamadığı her an diye ifade edebilirdim. Çaresizlik tanımı için de bir gece ansızın adını sayıklayarak uykudan uyanıp ona ulaşamamak diyebilirim. Düşünsenize her anınızı ve yanınızı sarmış, sizden uzakta ve ulaşmak gibi bir imkanınız yok...İşte bu durumda çaresizce yüreğinin yangınına çare ararken bulursun kendini.
Çölde susuz kalmış yolcu gibi... Adım adım ölüme doğru giderken çaresizce susmayı kabullenişi en ağır yaradır çaresizlik sarmalı içinde kıvranırken insanın yüreği. Ya da bir deprem oluyor ölümden beter hâle düşüyorsunuz ama ulaşamıyorsunuz kendisine...
Dünyanın en ağır acısı sevdiğine ulaşamamak olsaydı en zalimce sürgün cezası da onsuzluğun çaresizliği iqçinde sesine hasret kalmayı kabullenmektir. Kötü haberini almayınca iyi olduğu kanısına kapılıp yüreğimizi teskin ediyoruz... Acıyla yaşamak, unun suyla yoğrulması gibi sanırım insan da acıyla yoğruluyor. Sanki acı olmasa insan tam insan olamıyor. Acının tarifine her şey yazılabilirken mutluluğu tarif etmeye kalksak hangi kelimeyle yazılabileceğini dâhi bilmeyecek kadar alışmışız mutsuzluğa...
Issız bir şehrin yıkılmaya yüz tutmuş evlerinde adım atılamayacak sokaklarda sığınacak yer aramak gibiydi bu çağda mutluluğu bulmak... Düşünsenize mutluluğunuz sevdiğinize kavuşmak ve her anınızı onunla yaşamak iken bırakın ona kavuşmayı sesini dâhi duyamıyorsunuz...
Mutluluk adeta yağmur misali yağan bombalar altında vurulmamak gibi mucizevi bir fiildi. Ama her şeye rağmen umut diyoruz, umut albayım umut, yıkılmış şehirde çiçek açtırana sonsuz umut...
Yazar Uymaz
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...