İç Dünyamızdaki Sorgular!

İç Dünyamızdaki Sorgular!

Bugünlerde her şeyi yeniden sorgular, sorar olduk. Tercihlerimiz, tercih edebildiklerimiz ve elbette edemediklerimiz… Galiba çok büyük bir yanılgıdayız çünkü her zaman gözümüzü tercih edemediklerimize dikiyoruz. Sanki her şey onlarda çözülüyor, her şeyi onlar belirliyor ya da tüm sorumluluk onlardaymış gibi...

Ailemiz, toprağımız, ırkımız ve daha nice seçemediklerimiz... Olan ve olmayan her şey onların eseriymiş gibi suçluyoruz hayatı... Ve hayat, ne kadar da güzel yerleşiyor bu cümlenin içine değil mi?

Böylesine suçlanabilen ya da bu suçları (!) işlemeye muktedir olan bu hayat, bize bir yol çiziyor. Şu hayatın yapabildiklerine bir bakın, başka kim yapabiliyor tüm bunları? Ben söyleyeyim kim olduğunu; hayat bizim karşısında durmaya cesaret etmeyeceğimizdir. Hayat, adını duyunca teslim olmak isteyeceğimiz, karşısında değil yanına sığınmak isteyeceğimizdir. Hayat dediğimiz aslında Allah’ın ya da O’nun bizim için yazdığı kaderin temsilini yapıyor cümlelerimizin içinde. Ve bize göre tüm seçilmemişlerin ve seçsek dahi memnun olunmayanların günahını üstleniyor.

Oysa öyle değil! Çünkü seçemediğimiz hiçbir şey için yargılanmamız ve değerlendirilmemiz söz konusu dahi olamaz, değil mi! Bizim için de bu böyle, Filistinliler için de ve hatta Siyonistler için de...

Peki, bunu gayet iyi bilmemize rağmen bu savaşımız neden? Neyi sindiremiyoruz bu hayatın içinde?

Ben söyleyeyim dostlar, savaşıyoruz çünkü odak noktamızı koruyamıyoruz. Gereksiz milyonlarca bilginin içinde ayrıştırmadan seçimler yapıyoruz. Mesela gün içerisinde en sıradan bir anda bile istediğimiz bilginin içerisine salabiliyoruz kendimizi. Miami’de tatil yapan bir çiftin hayatının içine de dalabiliyoruz, Filistin’deki bir şehidin cenazesine de…

Peki, bunu yapabilmenin kötü tarafı ne? Baktığımız pencere mi yoksa durduğumuz yer mi?

Bence durduğumuz yer dostlar… Konu ne olursa olsun bizim için önemli olan nerede durduğumuz.

Doğru yerde konumlandıktan sonra ise tüm bu seçeneklerin arasında yapabileceğimiz en iyi şey; türevlendirme ve aksiyon. Önce gördüğümüzü kendi hayatımıza yansıtıp değerlendireceğiz sonra bu değerlendirme sonucunda bir aksiyona karar vereceğiz. Yani Miami’deki çift için de Filistin’deki Şehit için de bizim hayatımızda değişebilecek, daha iyiye evirilebilecek bir aksiyon olmalı; ne sahip olamadıklarımız bizi depresyona sürüklemeli ne de içimizi yakan acılar söylediğimiz bir iki cümleden ibaret kalmalı...

Bunların içinde bir de imkân diye bir şey var, peki onu da seçemediklerimizin içine ekleyebilir miyiz? Hayır! İmkân diye koyduğumuz sınır sadece bir kavramdan ibaret, çünkü imkânlarımız sadece bulunduğumuz halkanın içerisindeki yerimizi belirliyor, oysa bizim halkamızı belirleyen bizim tercihlerimizdir. Yani bizi biz yapan tercihlerimizdir ve evet, bir yerde de aslında tercih etmediklerimizdir. Bu yüzden bir tercih yaparken sadece bir terazi kurup kâr/zarar ya da mantık ölçümleri yapmak yerine önce o tercihin bize yakışıp yakışmadığına, yine onun bize vereceği adı/kimliği taşımak isteyip istemediğimize karar vermeliyiz. Yaptığımız tercihlerle, bulunduğumuz halkayla, safında durduklarımızla, karakterimizi ve dâhi ruhumuzu biçimlendirdiğimizi bilmemiz gerekir...

Buna göre tercih edip saf tutmalıyız. Çünkü aslında hepimiz biliyoruz ki bu dünyada kalbimizde ki kim ise aslında safında olduğumuz da odur ve bu dünyada safında durduğumuz ebediyetteki komşumuzdur…

 

Kübra Sarıca

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ