SÖYLEMLER GERÇEK MİDİR!
İnsanoğlu yaşadığı müddetçe konuşur. Kimi zaman aklına geleni kimi zaman hayallerini kimi zaman düşüncelerini kimi zaman da yaptıklarını… Ama bazı tür insanların hiçbir zaman içindeki gerçekleri topluma açıktan dillendirmediğini aksi yönde konuşup hitap ettiği kitleleri iyiye götürüyormuş hissi vererek zihinsel anlamda uyuşturduğunu görmekteyiz. Bu konuda örnekleri vermeye gerek yok diye düşünüyorum. Bölgesel ve ulusal olarak toplumun gidişatından herkes kendi önüne üç beş örnek çıkaracaktır düşüncesindeyim.
Algılarla hiçbir toplum sonsuza dek yönetilemez. Olgular her zaman algıların ve olayların önüne geçmektedir. İnsanların temel anlamda yaşamını idame ettiren iki şey vardır; ilki huzur ikincisi yaşam koşullarını sağlamak için paradır. Yani insanın temel yaşamı paradan ziyade huzura odaklıdır. Dünyanın en zengin topraklarında da yaşasanız toplumsal huzurun olmadığı yerde toplumsal ferah ne yazık ki mümkün olmuyor.
Toplumsal huzurun yani insanların ferah ve güvenli bir ortamda yaşamasını sağlayanlar da hepimizin bildiği gibi yöneticilerdir. Onların da kendi aralarında bir sıralaması vardır elbette. Ama bizleri yani toplumu ilgilendiren kısmı kimin bunu sağladığından ziyade sağlanıp sağlanmadığıdır. Bu yönetim olgusuna da devlet diyoruz. Toplumun her kesimi tarafından bilinen devlet babadır algısını tam da burada ele almak gerekmektedir. Baba adaletli olduğu müddetçe tüm aile fertleri huzur içinde yaşamını sürdürürler.
Toplumu yönetmek akraba ve arkadaş çevreni etrafına toplayıp mahalle maçına ya da kavgasına gitmeye benzemez. O tüm grupları çekip çeviren eldir aslında. Buna ister devlet baba ister devlet ana diyelim ama bir otoritenin ve bu otoriteye ait toplumsal adaleti sağlayan ahlak olması gerekmektedir. Doğrusunu yanlışını burada örneklerle tartışmanın bir faydasının olacağını düşünmediğim gibi örneklerle de boğmayacağım.
Bir şeyin iyi olmasının ya da kötü olmasının göstergelerin en önemlisi evlatların ve çocukların aynı şartlar altında bir yaşam sürdürüp sürdürmediğidir. Yani a noktasındaki Ali ile b noktasındaki Mehmet c noktasındaki Ahmet ile aynı şartlar altında yaşıyorsa adalet sağlanmış demektir. Yoksa bir kesimin devasa zenginliklerinin yanında ailenin diğer fertlerinin borç batağında yaşadığı yerde toplumsal huzurdan bahsedilmesi söz konusu bile olamaz. Her yitirilen genç ya da fert potansiyel tehlikedir. Toplumsal kazanımların olmadığı yerde kaybedişler zirve yapar.
Bir yönetici düşünün tüm arkadaş ve dostlarının borçlarını tek seferde silip toplumun diğer kesiminden de bu çevrenin borçlarını ödemesi için fedakârlık beklediğini ifade ediyor ve bu söylemler alkış tufanıyla karşılanıyor.
Fikir ve düşüncenin gelişiminin önündeki en büyük engel hiçbir şey bilmemek ya da eğitimsizlik kesinlikle değildir. En büyük engel her şeyi bildiğimizi varsayarak hiçbir şey bilmediğimizin farkında olmayışımız. Düşünmekten ve sorgulamaktan korkuyoruz. İnsan olarak kendimizi yalanlamak ve bir yanlışımızı düzeltmek bize çok ağır geliyor. Düşünsenize yıllarca doğru bildiklerimizin üstünü çizip kendimizi yenilediğimizi bunu da tüm insanlara bildirip kalplerini bu yanlış fikri savunurken kırdığımızdan dolayı helallik isteyeceğiz. İnsanlar bunları düşünürken kendi rahatını bozmamak adına geceleri uyurken kendisiyle baş başa kaldığında yaptıkları hataları sorguluyor. Aksine bu sorgulamayı toplumsal düzeyde yapabilsek birçok kangren haline dönüşen sorunlarımızı çözeceğiz.
Toplumu belli kalıplar üzerinden algı mekanizmasıyla yönetenler kişilerin fikirsel bağlamda gelişiminin önüne her türlü zorluğu çıkaracaklardır. Bunun en başında fakirlik, huzursuzluk ve korkulardır. Bunu da yanına aldığı ya da bizzat kurduğu medya gücüyle yapar. Dünyanın neresine giderseniz gidin bu örneklerin hepsi güncelliğini koruyacaktır. İnsanlar iletişime ve ardından okumaya yönelmedikleri müddetçe. İletişim kuramayan karşısındakinin ne düşündüğünü bilemez. Okumayan da toplumsal değişimleri ve algı çalışmalarının hangi yönde olduğunu okuyamaz.
Toplum olarak en büyük eksiğimiz araştırmadan inanmak, okumamak ve iletişim kuramamaktır. Tüm bunlar analiz etme yeteneğimizi ortadan kaldırdığı gibi doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlanır ve bize dayatılan gerçek olmayan söylemlerin algısal etkilerine maruz kalırız.
Sonuç olarak acı da olsa bunların gerçekliğine inanıp tüm değerlerimizi yitirirken sadece seyirci olacağımızdır. Çünkü öyle isteniyor. Senin toplum olarak okumadığın, iletişim kurmayıp analiz etmediğin zaman seyirci dışında hiçbir sıfatın olmayacaktır. İstedikleri de tam olarak bu.
Şuan olayları ve gelişmeleri analiz ettiğimiz zaman toplumun maalesef ekseriyet kısmı istedikleri gibi yetişmiş durumda…
Sonuç itibariyle toplumsal adaletin olmadığı yerde refah, refahın olmadığı yerde eşit bir yaşam hakkı söz konusu olamaz.
Toplumsal adaletin olduğu, çocukların eşit şartlarda yetiştiği günlerin ümidiyle…
Yazar Uymaz
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...