Çaresizce Suskunluk...

Çaresizce Suskunluk...

Depremin üzerinden günler geçti, fakat acılar hâlâ taptaze…

Milyonlarca insanın kalbine düşen bu acının elli binden fazla can kaybına şahit olduk… Sokaklarında gezdiğim, koştuğum Malatya ve Adıyaman dostumun memleketi, en sevdiğimin doğup büyüdüğü Maraş… Acılarımıza tuz olan Hatay… Memleketim Urfa… Yaşadığım şehir Antep… Adana, Elazığ, Kilis, Diyarbakır ve Osmaniye…

Bölgenin bir insanı olarak kaybettiğim yüzlerce insanın yanında dostumu ve arkadaşlarımı kaybetmenin acısını en ağır hâliyle yaşamaktayım. Her daim gözlerimizde yaş yüreğimizde hüzün… İlk günlerde ağmaktan gülmeyi unutan gözlerimiz… Acının ve yokluğun çaresizliğiyle kıvrandığımız ve hiçbir şey yapamamanın verdiği acziyetle ağladığımız günleri hatırlayıp destek olan insanlara ettiğimiz dualar ve gitmesi gerekenlerin gitmemesine gösterdiğimiz tepkilerin sonucunda fikirsel bağlamda birçok insanla yaşadığımız ayrılıklar da en az kaybettiğimiz insanların yüreğimize bıraktığı acı kadardı. Zira seni anlaması gereken insanların senden uzak durması ve bunu da sırf birilerine toz kondurmamak için yapmaları ayrıca kırıcıydı.

Çaresizce bekleyişler, umutsuz kaldığımız onca saatlerden sonra yaşadığımız hem vicdan hem can kaybımız bizleri adeta çökertti…

Fuarlarda tanıdığımız arkadaşlar, evinde yattığımız dostlarımız, yemeğiniz yediğimiz öğretmenlerimiz, bizi biz yapan birçok değerimizi kaybetmenin acısını yaşadık.

Bu kadar acı ve çaresizlik içine dahi siyaset karıştı. Kimi vardı kimi yoktu ama vicdan sahibi tüm insanların ilk dakikadan itibaren orada olduğunu gördük.  Orada olanları orada yaşayan kardeşimiz, dayımız, amcamız, arkadaşlarımız, dostlarımız aracılığıyla yıkılan tüm şehir ve ilçelerden an be an haberleri alıyorduk.

Herkes bir şeyleri zihnine, kalbine ve aklına yerleştirdi. Kimi olanları kimi olmayanları, kimi çalanları kimi de her şeye rağmen günlerce orada olmayanları… Kısacası orada olan her şeyi not edildi…

Kore’den, Amerika’dan, İsrail’den, Orta Asya’daki devletlerin hepsinden gelenler oldu. Herkesten önce orada olan sınır komşularımız belki de kimsenin gündem etmediği Irak Kürdistan Bölgesi de vardı orada. Avrupa’daki komşumuz Yunanistan, Kafkasya komşumuz Ermenistan ve neredeyse yok denecek kadar ismi anılan İran… Hepsi ama hepsi yardımları için geldiler… Dünyanın tüm bileşenleri oradaydı. Hepsi bir insanı daha kurtarmak için oradaydı. Adı anılan ya da anılmayan herkese içten, canı gönülden teşekkür ediyoruz. Orada olmayanlara da sitem ediyoruz elbette. Kimin olduğunu da olmadığını da dediğim gibi not aldık. Muhakkak suretle Allah katında hesabı net bir şekilde sorulacak.

Allah katında binlerce ölenin ve geride kalan yetimin, öksüzün, yaralının, eşinden ayrı kalanın, kızından, oğlundan ayrı kalanın hesabı sorulacaktır… Ne oldu ne bitti, ne yapıldı ya da yapılmadı… Kısacası her zerrenin her salisesinin hesabını muhakkak ki âlemlerin Rabbi soracaktır. Bizler sadece dua edeceğiz, unutmayacağız… Yanımızda olanı ve olmayanı, acımızı paylaşanı ve paylaşmayanı, olanları göreni ve görmeyeni biz sadece bunları zihnimizde her an canlı tutmak için her gün her fırsatta ölen bir yakınımızın, akrabamızın, dostumuzun ve arkadaşımızın adını anacağız…

İnsanoğlu unutan olduğu için dualarımızda her daim onların ismini anarak dua etmeliyiz ki unutulmasın… Evet, bizler unutanız fakat Allah her daim her an koruyan, bilen, gören ve duyandır.  Herkes bir gün Allah'a hesap verecektir... İnanan da inanmayan da... Bu kadar acıdan ve çaresizlikten sonra günlerdir şunu tekrarlıyorum;

“İyi ki Allah her şeyi biliyor, görüyor ve duyuyor… İyi ki Allah var da zalime hak ettiğini mazluma da hakkını verecek bir güç var… Allah var gam yok…”

Umarım hiçbir şey unutulmaz... Ne yaşanılanlar ne yaşatılanlar…

 

Yazar Uymaz

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ